11 Eylül 2020 Cuma

Çoğalıyorsun Sevgilim

Sen böyle gözlerimde büyür gidersin
Alır başını gidersin ellerinle beraber
Ve kirpiklerin ayrı bir şehirdir bilmezsin
Her biri memleketidir gözlerinin yalnız ben bilirim
Sabaha karşı kokun kapıma dayanmış bir ben bilirim
Sen ki imkansızlığın tadısın,
Kolum, kanadım, sığınağım
Sen günlerce arandığım, yüzüne atlı resimler çizdiğim
Sen ki ağzımın tadı, izini yatak döşek sakladığımsın
Kız çocukları kalkar okula gider gibi ellerin
Kolların bir uçtan bir uca umut mavisi
Ben böyle gidiş görmedim hayatımda
Duymadım böyle ayak sesleri
Ve içime doluyorsun çok şükür Tanrı’ya
İstanbul ardında ürkek kız çocuğu
Ağlar durur yanakları ıslakça
Sen şimdi gitmemelisin durmalısın oracıkta
Henüz aşk diye titrememişken ve dile gelmemişken tenin
Sen şimdi gitmemelisin henüz duruyorken avuçlarımda
Yastığının bir ucu bana ıslak,
Sırılsıklam bana susuyorsun gecenin en dibinde
Dilinin ucuna geliyorum susuyorsun
İçinde kanıyor sözlerin bir bir susuyorsun
Gözlerin akşam gibi çözülmüş ve gün ileri oldukça
Çoğalıyorsun sevgilim,
Ve bir çığ gibi büyüyorsun sustukça.

25 Ağustos 2020 Salı

Bezginin notlarından.

 Sevdiğim bir dostum şöyle derdi; “Hiç kazanılmamış bir masumiyet ve hiç kaybedilmeyecek bir saflığı taşıyorsun üzerinde, farkında değilsin. Farkına varacaksın, biraz daha kirleneceksin. Bunu kullanmaya çalışacaksın, daha çok kirleneceksin. Bir gün kötü ve kirlenmiş bir adam olduğunun farkına varacak ve kirlenmemiş birilerini arayacaksın. Birileri çıkacak karşına ve içinden ‘Buldum.’ diyeceksin. Dedikçe yanılacaksın. Yanıldıkça düzeleceksin.”

25 Mart 2020 Çarşamba

eksik hayaller ve kırıklar

“İnsanlık öldü.” dedi alaycı bir ses tonu ve yalancı bir kahkaha ile, gözleri gözlerime bakarken.

“Hayır.” dedim ona, “Hiç doğmamış bir şey, nasıl ölebilir ki?” Gözlerimin gözlerine bir yumruk gibi çarptığını hissedebiliyordum. O da hissetmiş olacak, başını öne eğdi ve elini omzuma, bir dostun samimiyeti ve aynı zamanda bir kaybedenin mahcup hassasiyeti ile bıraktı.

“Örselenmiş bir bencillik bize gereken.” dedim ona. “Yok edilmiş bir gurur ve parçalanmış hayaller.”

“Fazlayız bu dünyaya.” dedi. Sesi titriyordu ve dudakları kurumuştu.

“Hayır” dedim bilmişcesine, “Eksiğiz.”

“Nasıl?” dedi. Beş dakika sonra ölecek olan bir adamın merakı vardı sanki üzerinde ve söyleyeceklerimin beş dakika sonrasını değiştirmeyeceğini iyi biliyordum.

“Eksiğiz. Bir şeylere ihtiyacımız var, biliyoruz, hissediyoruz, ama neye ihtiyacımız olduğunu bilemeyecek kadar da eksiğiz. Hiç geçmeyecek bir acının, hiç var olmamış yarısıyız. Ölüme giderken kaybolduk ve bulunduğumuz yer şüphesiz ki hayat değil. Tek ihtiyacımız olan bizi sobeleyecek bir tanrı. Biliyorsun.”

“Biliyorum.” dedi, sadece o kadar.

Ve ben, aynanın karşısından ayrıldım. Neye ihtiyacım olduğunu iyi biliyordum; az kullanılmış bir tıraş bıçağı ve biraz cesaret.